Yalnızlık Senfonisi

Standard

lonelyYalnızlık… Şu anda başka bir ülkede, bilmediğim bir şehirde deneyimlediğim kocaman kara delik. Ya beni yutup büyütecek, ya da az biraz yok edecek.

Sabah sonbahar sarısının yaz sonu yeşili ile karıştığı büyük bir parka gittim. Yoga matımı geceden kalma ıslaklığın üzerine serdim, birkaç yoga pozuyla kendimle bağlantıya geçebilmek için. Başımı yere koyduğumda fark ettim ki, yalnızlık eğer bir tercih iseanne karnı gibi huzurlu, zorunluluksa hapishaneden farksız. İş dünyasının beni mecbur ettiği bu dönemki yalnızlık, beni çok rahat ettirmiyor; bir sıkıntı, bir huzursuzluk zerk ediyor damarlarıma. Madrid’in kolay yaşanası hallerini, akışkan hayatını kollarımla saramıyorum bir türlü. Çünkü sevdiklerimden uzağım. Çünkü insan alışkanlıklarını üzerinden çıkarıp bir giysi gibi, kenara koyamıyor. Oysa Istanbul’un baş döndürücü hızı ve kalabalıkları içinde bazen yalnızlık için dua ederdim. Evdeki gürültüden kaçmak için, odama çekildiğim zamanlarda bile yaknız olamamaktan şikayet ederdim. Şimdi ise yalnızlığı sevemiyorum. Evime, aileme, en çok da kızıma duyduğum özlem ile boğuşup, yalnızlığın nefes aldırıcı hallerini göremez oluyorum.

Bedenim çocuk pozunda, başım yerde bunları düşünürken, birden etrafımı ördekler sardı. Yeşil başlı, anne, baba, çocuk ördekler. Sabah yogama eşlik etmeye ve belki de “Hayat mucizelerle doludur” demeye gelen Tanrı’nın güzel varlıkları… Oturdum ve onları izlemeye başladım. Hapishane gördüğüm yalnızlığıma eşlik etmekte olan bu güzel hayvanlara varlıkları için şükrettim.

Sonra fark ettim ki, hep başkalarına bağımlıyım bu dünyada.  Sahip olma duygusuna öylesine sarılmışım ki, geçici bir “sahip olamama” hali bile tahribat yaratıyor. İnsan, kendine sahip çıkmadığı zaman yalnızlığı çekilmez buluyor sanırım. Ancak yalnızken “ego”muz parçalanıyor çünkü ancak o zaman tutunabileceği, beslenebileceği birşeyler yok. Yalnızlıkla başetmeye çalışmak ya da onu kabullenip, beslemek ve onun açacağı içsel kapılardan tek tek geçmek…işte bütün mesele bu.

İnsan kendi ile sohbet edemiyorsa, iç sesini kısmış, ruhunun kapılarını kapatmışsa; yalnızlığın aydınlık yüzünü görmüyor. Onun  hayat ve kendimizle ilgili en çok bilgiyi akıtan öğretmen olduğunun farkına varmıyor.  Bütün aydınlanmış insanlar yalnızlığın bu yüzünü görmüş, onu arkadaş yoldaş edinip, kendileri ve evrenle bağlantıya geçmiş olanlardır. Yıllarca bir başına mağaraya kapanan budist rahipler, yalnızlık sayesinde “bir”liğin ve aslında yalnızlık diye birşey olmadığının farkına varmıyorlar mı?

Ben kalabalıklarda kendimi unutmuşum. İşte bundandır Aziz Nesin’in tasvir ettiği her  yalnız insan gibi “gece yatağıma yattığımda, yüreğimin sesinden uyuyamıyorum”.  Yüreğimde başkalarını  geniş geniş ağırlarken, özsevgiyi daracık alanlara sıkıştırıyorum. Kendi kendime isyanımdır aslında yalnızlık. Unuttuğum özün başkaldırışıdır.

Tam bu aşamada Paulo Coelho’nun yazdıklarını hatırlıyorum ve sizin için kopyalıyorum:

“Yalnızlık olmazsa Sevgi de senin yanında uzun süre kalmayacaktır.
Çünkü Sevgi de göklerde dolaşıp canlılara başka şekillerde görünebilmek için dinlenmeye ihtiyaç duyar.
Yalnızlık olmazsa bitki veya hayvanlar hayatta kalamaz, toprak ürün veremez, sanatçılar yaratamaz, işler çoğalıp başka işlere dönüşemez.
Yalnızlık Sevgi’nin yokluğu değil, tamamlayıcısıdır.
Yalnızlık birlikteliğin yokluğu değil, ruhumuzun bizimle sohbet edecek kadar özgür olduğu ve yaşamımız konusunda karar vermemize yardım ettiği bir andır.”

O zaman yalnızlığın öğretilerine hayatımı sonuna kadar açmaya niyet ediyorum.  Derin bir nefes ve:

NAMASTE!

Reklamlar

One response »

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s