Yeni Ev Kokusu…

Standard

IMG_0775   Tebdil-i mekanda bereket var(mış)…

Taşındık. Yepyeni bir ev. Yeni araba kokusu vardır ya, yeni ev kokusu da varmış. İnsan anılarının henüz sinmediği bir evi daha boş, daha   tozsuz, daha ferah algılıyormuş.

Aslında ben eski eşyaları severim. Hatta eskicileri gezer, başkalarının yıllar boyu kullandığı, üzerinde yemek yediği, kiminde oturup sohbet ettiği, kimilerine yaslanıp ağladığı, hatta bazılarının üzerinde seviştiği insan kokan eşyaları toplarım. Onlara yeni boyalar sürer, renkli kumaşlarla kaplar, onları yeni bir hayata hazırlarım. Bir nevi yeni bir şans sunarım. Eski sahiplerinin, durdukları karanlık duvar köşelerinin, pencere kenarında yüzlerini solduran güneşin onlardan aldıklarını unutturacak yeni bir ev, yeni bir köşe, yeni hayat arkadaşları… Yorgun yüzleri güler yeni sohbetler, insanlar girdikçe hayatlarına. Eskilerini anarlar mı bilmem ama ben eskileri severim. Onları severken de, onlara tutunmayıp, yenilemeyi bilirim.

İşte bu yüzden yeni ev de yeni bir hayat bana. Bilmem kaç metrekareküp hava solu solu eskimez belki, ama ufacık tartışmalar, kalp kırmalar onu ağırlaştırır. O zaman havası kaçar evin. Yeni hava basamayınca da durulmaz olur. O zaman tebdil-i mekan iyidir, can verir.

Koskocaman bahçe içinde azı dişi gibi sivrilen sağlam bir evimiz vardı. Kar yağdığında mahsur kalınan ücra bir köşede, bir o kadar yalnız ama Dafne’nin sesiyle çok kalabalıkmış gibi ısınan, eski ama güzel bir ev. Ev sahibimiz tam bir İstanbul beyefendisiydi;  75 yaşlarında hala her hafta 3 kez tenis maçı yapan, yıllarca kitapçılıkla uğraşmış, kibarlığı üzerinde en doğal haliyle taşıyan bir adamcağız.  Oğlu ve kızı olmasına rağmen, bir torunu olmamış. Dafne’yi görür görmez, doğal bir aşk başlamıştı aralarında ve  torun özlemini cep telefonunda taşıdığı Dafne’nin fotoğrafıyla ve  evimize ziyaretlerle dindirir olmuştu. O evi kimbilir belki de sadece bu özlemin ufak bir merhemi olmak için tutmuştuk. Bir de şehirden uzak olup, kendimize yakın olmak için.

Çok güzel paylaşımlar, yemekler, kahkahalar da gördü o ev, çok şiddetli tartışmalar, vazgeçmenin eşiğine gelişler de… Biz oraya ruhumuzun küçük izdüşümlerini bıraktık ve zamanı gelince de pılımızı pırtımızı topladık; yeni bir eve doğru yol aldık.

3 gündür yaşadığımız ev “yeni” kokuyor. Ahşap kepenkleri ile bizim yeni hayatımızı içine alıverdi, bize yeni bir başlangıç hediye etti. İlk iş bir yerlere imzamı atmak için, kırmızı bir duvar boyadım. Eskiciden aldığım bir koltuğu da renkli kuşlarla süslü mavi bir kumaşla döşetip, kırmızının önüne yerleştiriverdim.  Unutmadığım ama sarılmadığım “eski”yi, yeni evimde yeni duvarımla tanıştırınca en çok Dafne’nin yüzü güldü; bu ikiliye bayıldı, sevinç çığlıkları attı.

Ben de onun çocuk çoşkusu kadar olmasa da sevindim.  Yeni bir hayata başladığımıza. Eskiyi arkada bıraktığımıza. Şu anın koynunda olduğumuzu hatırladığımıza.

Şimdi hemen girişte kara tahta boyası ile boyadığım duvar beni bekliyor. Üzerine  resimler çizeyim, yazılar yazayım, yeni hayatımızı buraya boyayayım diye. Ve yeni evimiz bizim nefesimizle ısınıyor.

İnsanın evi kalesi demişler; bence ondan da öte. İnsanın evi hayatının sinema perdesi; hatta insanın ta kendisi! O kapıdan içeri dünyanın tüm çerçöpünü,  ağır kaosunu da sığdırmak mümkün. Tüy kadar hafif huzuru ve sessizliği de….

Herkesin evi tazelik, huzur, neşe dolsun; tüm gürültüler uzak olsun….

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s