ALIN BAKALIM ÖLÇÜNÜZÜ…

Standard

olcu2Bir bilgeye sormuşlar:

“Efendim, dünyada en çok kimi seversiniz?

“Terzimi severim,” diye cevap vermiş.

Soruyu soranlar şaşırmışlar:

“Aman üstad, dünyada sevecek o kadar çok kimse varken terzi de kim oluyor? O da nereden çıktı? Neden terzi?”

Bilge, bu soruya da şöyle cevap vermiş:

“Dostlarım, evet ben terzimi severim. Çünkü ona her gittiğimde, benim ölçümü yeniden alır. Ama ötekiler öyle değildir. Bir kez benim hakkımda karar verirler, ölünceye kadar da, beni hep aynı gözle görürler.”

 

Dünya değişir. Sürekli. Hızla. Hergün gazetede yeni bir şey okuruz, ekonomi değişir, dolar iner çıkar, merkür geriler, ilerler, neptün sapıtır, Afrika ormanlarında bir aslan bir geyik peşinde koşar, sabah mutlu uyanan geyikten akşama bir şey kalmaz. Cüzdanınıza para girer, çıkar. Leylekler göç eder, ayılar uyur. Boğaz’dan hergün başka başka şilepler geçer. Bugünkü dünyanın yarın aynı olacağını kimse iddia edemez. Bugünkü mutluluğun yarına aynı şekilde uyanıp uyanmayacağını kimse bilemez.

Ama biz insanoğlu, kendi cinsimizi pek iyi tanıdığımızı, bir insanın bugün neyse yarın da o olacağını iddia ederiz. Hatta bununla ilgili yedisinden yetmişine uzanan özlü sözler türetiriz. Bu bilmişliğin nasıl bir yanılsama olduğunu kendimize bakıp, nasıl görmeyiz, bir türlü anlamam.  Ey be insan, 18’indeki sen ile bugünkü sen bir misin? Hamuruna çeşit çeşit hüzünler, tutam tutam farkındalıklar, buram  buram tecrübeler katılmamış mıdır? Hayat denen şey bu kadar düz müdür de, sen hiç sapmadan aynı çizgide gideceğini varsayarsın? Bugün kötüydün de, yarın bir daha iyi olamaz mısın?

Yooook, elbette sen iyi olursun ama başkası olamaz, değil mi? İşte, ilişkilerimizdeki en büyük hastalık. Karşımızdakinin ölçüsünün hep aynı olduğunu varsayma hastalığı. “Ay, bu bana bunu dedi, bana bunu yaptı, demek ki bu şöyle insan, böyle insan. “ Vay be, hepimiz çözmüşüz insan psikolojisini, ölçmüşüz, biçmişiz, sonra da dikip, o insanın defterini  kapatıvermişiz.

Ben kapatamam. Bende affetme hastalığı var.  Gerçekten. Ben affederim. Bilirim ki, bana hatalı davranmış biri aynı insan olarak kalmayacak. Hayattaki yolunda fırtınalar, güneşli günler, hüsranlar, coşkular yaşayacak ve bunların hepsi onu yoğurup başka başka insanlar haline getirecek…her gün, her yıl, her yaşamda… Bana yaptığı hata bile onu değiştirecek, ruhsal DNA’sıyla oynayacak, o yarın uyandığında bugünkü kişi olmayacak. Pollyanna’ca bir yaklaşım değil benimki. İnsancabir yaklaşım. Kendimden biliyorum en yakın. Bu yıl geçen yılki ben değilim, bugün dünkü ben de değilim. Ben değişiyorsam, başkalarının sabit kaldığını düşünme çifte standartlığı da ne haddime?

Bundan yıllar evvel bir dostum bana üstüste birkaç hata yaptı. Sonunda dayanamadım, dedim ki “Ya X, dostuz diyorsun da sürekli bana kazık atıyorsun, neden?”  Cevabı şaşırtıcıydı: “Affedeceğini biliyorum da ondan”  Evet, aptal olduğum düşünülebilir. Affetme hastalığımın başıma iş açtığı da. Ama öyle değil. O sık sık affettiğim dostum bugün hala dostum. Ve ben “Acaba yarın da bana kazık atar mı?” paranoyası ile yaşamıyorum.  Atarsa o da bir şey öğrenir, ben de… O da değişir, ben de… Her an olduğu gibi… Ama inanıyorum ona. Çünkü onun ölçüsü, bana o lafı söylediği zamanki gibi değil. Dünyayı gezdi, dolaştı, açlık, yokluk, felaketler gördü; mutluluğun en tepesinde güneşe de yaklaştı, dünyanın ücra köşelerinde çukurlarda da uyandı.  En önemlisi severek değişti. Her nefeste gelişti. Aynı benim gibi… sizin gibi…

Bir arkadaşım ilk gençlik yılarında bana yaptığı bir haksızlık yüzünden af dilemişti benden yıllar önce. Belli ki benim affetme hastalığından muzdarip olduğumu ve çoktan affedildiğini bilmiyordu. Ağlamıştım onu öyle görünce. Sarılmıştım ona. Sonra şımarıklık yapmıştık birbirimize ve hayata kaldığımız yerden devam etmiştik.

Yıllar önce ben de bir arkadaşıma yanlış yaptım.  Ayıplanan cinsten bir yanlış. Kendi  güvensizliklerim ve sevgi arayışımda, onun alanına müdahale edip,  onu görmezden geldim. O zaman yaşım 19’du. 18’imi geçince hayatı otomatikman çözdüm, yetişkin oldum, yani bildiğin “ben artık oldum” havalarındaydım.  O densizlikle yapılmayacak olanı  yaptım. Ve bu yüzden arkadaşlığımız bitti. Ve herşey orada kaldı. Ama ben kalmadım. Ben büyüdüm, öğrendim, gördüm, ağladım, sarsıldım. Yıllarca rüyalarıma girdi. Onu her gördüğüm rüyada yine arkadaştık.  Oysa gerçekte birbirimizi birkaç milyon ışık yılı uzaktık. Hala da öyleyiz. Bazen düşünürüm; acaba ben de onun rüyasına giriyor muyum hiç? Acaba benim ölçülerimin 19 yaşındaki ben ile aynı olmadığını hesaplıyor mudur? Yoksa 19’unda neyse, 99 unda da odur diye özlü sözlere mi sığınıyordur? Acaba onda da affetme hastalığı var mıdır?

Onun karşısına çıkıp, af dileyemedim hiç. Çok, çok uzağız çünkü. Benim o uzaklığı aşacak kadar büyük adımlarım yok şu an. Ama adımlarımın ulaştıklarından af diledim hep. Yanlış olduğumu bildiğim hallerden, farkındalık yaşadığım zamanlara uzayınca boyum, adımım da uzadı…

Aslında diyeceğim şudur: Soruların cevapları hep bizde. Bir başkasının değişemeyeceğine mi inanıyoruz? O zaman kendimiz kalas kadar katıyızdır. Başkalarının değişebileceğine inanıyor muyuz? O zaman hayat gibi esneğizdir.

Yarın bakın bakalım, içine uyandığınız gün dünkü ile aynı mı? Bakın bakalım, siz aynı mısınız? Cevap ne ise, herkes de aynı o dediğinizden… O zaman siz karar verin, 7’si ile 77’si bir mi? Bir olabilir mi?

Alın bakalım ölçünüzü….

olcu

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s