Tüm bunlar daha önce yaşandı ve tekrar yaşanacak…

Standard

Tüm bunlar daha önce yaşandı ve tekrar yaşanacak.”

Dün Bulut Atlası filminden çıkarken zihnimde kalan mesaj… Bu mesaj tam tamına bu cümle şeklinde daha önce de karşıma çıkmıştı. Peter Pan filminin ilk cümlesiydi. Bir de Çin’de yaşarken hiç sektirmeden her akşam izlediğimiz Battlestar Galactica’da geçmişti:  Tüm bunlar daha önce yaşandı ve tekrar yaşanacak….

Çeşitli anlamlar kazandı bu cümle benim için. Birçok şekle girdi, çıktı, hayat kazandı, tekrarlandı, yandı, söndü. Hem sırrı çözüldü; hem sır kaldı.  Cümle benimle konuştu. “Pınar” dedi “Bu yaşadıklarını özel sanma, sadece sana dair, özgün sanma; yaşandı, yaşadın, yaşanacak, yaşayacaksın. Yine, yeni, yeniden. Evren nefes almaya devam ettikçe. Senin nefesin kesilse de, bunlar yaşanacak, sen tekrar nefes almaya başladığında, sen yaşayacaksın.”

Bu insanoğlunun yada evrenoğlunun içinde salındığı bir döngü müdür? Hem iyi, hem kötü bir kehanet midir? Kırmamız gereken bir zincir  midir? Çok düşündüm, sonra her bireyin önce kendi zincirine gözatması gerektiğine inandım.

Hatalar, bizim güzel hatalarımız. Ben hatalarımı severim. Onlardır beni ben yapan. Beni uyandıran, soğuk bir duş gibi, yaşadığımı hissettiren. Yeniden başlamama önayak olan. Hatalarımdır beni yürümem gereken yollara sokan; gerçek dostlarımın kimler olduğunu gösteren.  Ancak  benim güzel hatalarım kendilerini  tekrarlamaya başlayınca sevilmediğine inanan bir kadın gibi çirkinleşiveriyorlar.

Hani bazı zamanlar vardır: “Bu neden hep benim başıma geliyor? Neden hep aynı hatayı yapıyorum? Neden hep aynı tip insanları hayatıma çekiyorum? “ ve benzeri soruların kafamızda çın çın çınladığı anlar.. İşte o zamanlar, benim dönüp içime baktığım zamanlardır. Kapağı kaldırıp, içimde kendini loop’a almış olan hatamı düzeltmem gerektiğini farkettiğim, aksi takdirde hayatımın aynı sarmalda devam edeceğini bildiğim zamanlar. Aman ben o kapağı ne zaman açacağımı çok iyi bilirim, çok da ermişim, bir dudağım yerde, bir dudağım gökte gibi bir durum yok elbette. Ama herkes kendine göre bilir, o doyma noktasını, o çok kırılmayı daha fazla kaldıramayacak olan hayatımızın “kırılma noktasını” … İşte o kırılma noktalarında nasıl davrandığımız çok önemli bence. Ya “tamam” ya “devam” demeli. Tamam, yeter artık, dersimi alma zamanı, aynı hatayı, aynı döngüyü tekrarlamayacağım. Devam, ben daha dersimi almadım, zaten pek bir şey de anlamadım, ben ne yaptım ki şimdi, ne olacaksa olsun… Seçim, öz seçimimiz… Ağlamadan, sızlanmadan sonucunu kabullenmek öz sorumluluğumuz. Ama bilmemiz gereken: Bütün bunlar yaşandı ve tekrar yaşanacak… Biz zinciri kırıp, dışına çıkmazsak….

Aynı durum bireysel hayatlarımızdan çıkıp , yarattığımız kolektif yaşama, bilince baktığımızda da geçerli. Hep birlikte yarattığımız enerji, an, geçmiş, gelecek; hepsi kendi kendini tekrar eder halde, değil mi? Değişik versiyonlarla aynı tip hatalar, dünyanın bir ölüp, bir dirilmesine yol açıyor sanki. Sürekli ileri gidiyor gibi görünen, her medeniyetle kendini aşan insanoğlu gerçekten de ilerliyor mu acaba? Yoksa her yeni yüzyıl kendi günahları ile bir öncekinin aynası mı? Bu gibi sorular birey olarak hepimizi aşan, cevaplarını içtenlikle bilemeyeceğiiz gizemler taşıyor. Ancak kendimize dair soruların cevapları içimizde; çok net bilebileceğimiz, tanıyabileceğimiz formlara sahipler. En azından onlarla yüzleşmek gerek… Belki herbirimizin kendi içsel çözülmesi, kırılan kendi zinciri, evrenin zincirini kırmakta bir aşama olur. Ya da olmaz… Ama kendi mutluluğumuz için denemeye değmez mi?

Ben karmaya inananlardanım.  Öldükten sonra tekrar doğar mıyım? Doğarsam nerede, hangi koşullarda doğarım, bugünkü günahl- sevap dengem  beni böcek mi yapar çiçek mi, bilmiyorum ama bildiğim şey karmanın önce  insanın mevcut hayatında kendini gösterdiği. Başınıza gelenlere verdiğiniz tepkiler, affetmek yada affedememek, hataları tekrarlamak yada tekrarlamamak, iyiliğe inanmak yada inanmamak, öfke ile mi sevgi ile mi dolu olduğunuz, bunların hepsi bu hayatta zaman içinde sizin ulaşacağınız yükseklikleri belirliyor. Dünyayı ve kendinizi affetmezseniz, aşağılarda bir yerde kimbilir belki de yine memnun şekilde sürdürürsünüz yaşamınızı.  Affetme, hoşgörü, bilinç ile dolmaya başlarsanız, hayat sizi suyun kaldırma gücü gibi kendiliğinden, hiç zorlamadan, yukarılara doğru taşır. Herkesten, herşeyden yukarılara çıkmayı kastetmiyorum; hayatı daha üstten, daha yorulmadan izleyip, keyif alabileceğiniz bir manzarayı anlatmak istiyorum.

Eğer yıllar önce başıma gelmiş olan çok yüksek şiddetteki birkaç travmaya takılıp kalsaydım, şu anda bu satırları yazamazdım. Çünkü kurban psikolojisinin getirdiği, başıma gelenlerden dış dünyayı  sorumlu tutup, herşeyden nefret etme tavrı hayatıma ağır bir yağ kokusu gibi sinerdi.  O küskünlükle önümde ne yollar belirirdi, ne kapılar açılırdı. O zamanlar benim yaptığım masumca bir seçim yapmaktı: Kabul et, affet ve yaşa. Bu seçim dışındaki herşeyin beni kendi kişisel cehennemime götüreceğinden emindim. Şimdi dönüp baktığımda, bilinçsizce verdiğim bu kararın beni daha yukarılara taşınıdığını görüyorum. Bundan sonra inmek, çıkmak; yine benim elimde…

Aslında herşey bizim elimizde… Zincirleri kırmak, döngülere dur demek, hataları loop’tan çıkarmak, hatta dünyayı kurtarmak…  Ve tüm bunlar olurken kendimizi ciddiye almamak. Çünkü,

“Tüm bunlar daha önce yaşandı ve tekrar yaşanacak…”

Reklamlar

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s