Dile Benden Ne dilersen…

Standard

En son ne zaman hayal kurdunuz?

Ben kurmayalı çok uzun zaman olmuş, dün farkettim. Eskiden, çok eskiden geceleri yatağıma yatınca, gözlerim açık yada kapalı, onlarca hayal kurardım. Mesela ortaokuldaki en büyük hayalim İtalya’da okumaktı. Kendimi hep İtalya sokaklarında düşlerdim. İki katlı sarı boyalı, yeşil kepenkli  bir evde oturuyor olurdum. Ev arkadaşlarımla yemek yapar, bolca sohbet ederdim. Ders çalışmaya pek vakit olmazdı hayallerimde ama başarılıydım, kalbimde bunu bilirdim. O zamanlar Eros Ramazotti dinlerdim. Hayallerimde de Eros çalar dururdu.  http://www.youtube.com/watch?v=C6dpQWnRII0   Bu hayal aylar boyu uyku öncesi beni oyalayan, içime mutluluk yayan en büyük sığınağım oldu.

Yıllar sonra üniversitede FIAT’ın Italya’da yaz okulu bursunu kazandım. Siena’nın tarihi meydanında uzanmış, gökyüzüne bakarken, aklıma hayalim geldi ve altımda uzanan Arnavut kaldırımı taşlara ellerimi dayamışken  farkettim ki, onu kanlı canlı elimle tutuyorum. İki katlı, sarı ev hariç…  Hayallerde de sapma olur canım diyerek, o detayı önemsemedim.

Sonra üniversite bitti ve ben İtalya’da bir üniversiteden master için burs kazandım. Gittiğim küçük kasabada, ev arkadaşlarımla oturduğum ev sarı boyalı ve yeşil kepenkli, küçük avlulu, tipik bir İtalyan eviydi. O zaman anladım ki, hayaller eğer onları her detayıyla sürekli ve yürekten tekrar edersen, sapma yapmıyormuş.

Italya’dayken yeni bir hayal lazımdı bana. O sıralarda Stefano D’Anna girdi hayatıma. İlk dersinde sınıfı “Kurban her zaman suçludur” diyerek ürküttü ama sonraları hep “Düşleyin… Düşleyin ve gerçek olsun” diyerek bitirdiği derslerle içimize minik düş tohumları eker oldu. Ben zaten alışıktım düşlemeye… Zor olmadı. Orada Moda Yönetimi okurken, içime Gucci aşkı sızdı. Gucci’nin o zamanki tasarımcısı Tom Ford ile çalıştığımı hayal eder oldum. Güzel bir binaya giriyordum sabahları ve tasarımlar tek tek önümden geçiyordu. Onların çekimlerinde yer alıyordum. Pazarlama faaliyetlerini yürütüyordum. Tabii ki sadece hayaldi. Gucci de çalışacak bir öğrenci seçseler, anadili Italyanca olan birini seçerlerdi…. Yoksa öyle değil miydi?

Okulu bitirdiğimde bir dizi mülakatlar sonucu, Londra’da Gucci’nin Grafton Street’teki ana merkezinde Tom Ford’un ekibinde çalışmaya başladım. Hayalimdeki gibi bir binaydı. Modanın renkli dünyasına önce düşlerimde, sonra gerçekte girivermiştim.

Ama Londra’nın puslu havasında düşlerimi yitirdim. O zamanlar farkettim: depresyon düşlerin en büyük düşmanı. İnsan güzel bir şey hayal edemez oluyor. Varsa yoksa karanlık düşünceler. Londra’daki küçük dairemd,e gri gökyüzünün altında grileşmiş zihnimi aydınlatamadım, yeni düşler doğuramadım. Gucci’yi düşlediğim zamanlarda dinlediğim Belle and Sebastian, Londra ile pek uyumlu olmuştu ve zihnimde sürekli “Oh! Get me away from here I’m dying….” çalıyordu.  http://www.youtube.com/watch?v=yS_DcqPkEYM

Nitekim sonraki birkaç yılım düşsüz ve gri geçti. Geceleri yatağıma yattığımda hemen uykuya dalar oldum. Uyumadığımda ise kitap okuyup,  başkalarının düşlerine ortak oldum.

Tekrar hayallere dönmem Boğaz sayesinde oldu. Dünyanın neresine gidersem gideyim, benzer güzellikte bir manzarayı  asla bulamadığım Boğaz’ın kenarında otururken, Boğaz gören harika bir evde oturmayı ister oldum. Birkaç yıl aralıksız bunu düşledim. O kadar çok istiyordum ki, o kadar çok seviyordum ki Boğaz’ı, geceleri Brazzaville’in Bosphorus adlı şarkısı eşliğinde onu düşlerken uyuyakaldım kaç kez .  http://www.youtube.com/watch?v=kIhcXzMLT2o

Ve çok geçmeden hayal bile edemeyeceğim güzellikte, koskocaman teraslı bir bir yalı dairesini çok uygun bir fiyata kiraladım. Karşımda Rumelihisarı ve köprü ışıl ışıl parlarken, gerçekleşen hayalime yeni terasımda  mutluluk gözyaşları akıtıyordum. O terasta guzel partiler, sakin geceler, sessiz sabahlar geçirdim ve her seferinde yüzlerce kez şükrettim. Hayallerime ve hayallerime cevap veren cömert evrene…

Dün gece farkettim ki taaa o zamanlardan beri ben hayal kurmaz olmuşum. İstemeyi unutmuşum. Hayattan birşeyler istemeyince, hayat da vermez olmuş.     Oysa olmak istediğim, gitmek istediğim, yaşamak istediğim tonla şey var. Onları yürekten dileyip, gözlerimi kapatıp, düşlemeyi unutmuşum. Ve bu unutma hali, hayatımı bir uyuma haline sokuvermiş, solmuşum.

Dün başımı yastığıma koyduğumda formdan düştüğüm hayal etme moduna tekrar sokmak için zorladım kendimi. Eskisi kadar kolay gelmedi görüntüler. Ama hayal etmek bisiklete binmek gibi: insan uzun yıllar yapmasa da unutmuyor. Bir iki pedaldan sonra uçmaya başlıyorsunuz kendi dilediğiniz semalarda… Sonrasında hayat da aynı frekansa girmeye başlıyor.

Şimdi hayallerim sıra sıra dizildi. Hangisinden başlasam bilmiyorum… Bu sefer fonda Bach Air çalıyor…. http://www.youtube.com/watch?v=rrVDATvUitA Sanki bir yerlerden Stefano’nun sesi geliyor: “Düşle, düşle, tek gerçek düştür…”

Ve Evren bir lamba cini gibi “Dile benden ne dilersen” diyor.

Reklamlar

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s