ALICE HARIKALAR DIYARINDA…

Standard

Baktım da, bu blog anne-baba-cocuk blogu olmaktan çıkıyor. Hayata dair, gelişime dair yazılar yazar olmuşum. Ancak şu bir gerçek ki, kişisel gelişim çevremize dalga dalga yayılan birşey. Ben geliştikçe parlayacağım; kızım da bu ışıktan nasibini alır hale gelecek. Ben geliştikçe onu daha özgür, daha sevgi çemberinde, daha mutlu yetiştirebileceğim. Ben kendimi bildikçe, tanıdıkça, o da bu bilincin yanıbaşında gelişecek.  Bu yüzden aslında kendime yazdığım bu yazılar, ona da yazılıyor. Kendini daha ufak yaşlardan bilmesi, tanıması için bir rehber olabilirsem, egosunu gelişme aşamasında küçük boyda tutabilirsem ne ala… Ama hiç kolay değil, biliyorum. Çünkü benim de savaşmakta olduğum bir egom var.

Yılar önce Buket Uzuner’in “İki Yeşil Susamuru” kitabından bir alıntıyı defterime kaydetmişim. Şöyle diyor:

“Egosunu hiç değilse yeri gelince kontrol edebilen, “ancak sevgiyle başa çıkılır seninle” diyerek, çaresizliği reddeden, hem çocuk, hem yetişkin bir erkek var mıydı? Daha doğrusu, oğlunu böyle yetiştirmeye yetkin bir anne var mıydı?”

Ne zor bir görev. Bomboş bir sayfayı güzel renklerle, ççeklerle süsleyebilir bir insan. Peki ya bomboş bir zihni? Sayfa tepki vermez, ama küçük bir insanın tepkimeleri ile başa çıkıp, kişiselleştirmeden, içselleştirmeden onun boşluklarını sadece güzelliklerle doldurmak mümkün mü?

Osho egoya dair şöyle birşey söylüyor:

“Bir çocuk eve döner – şayet sınıfta birinci olduysa tüm aile mutludur. onu kucaklayıp öper, omuzunuza alır dans edersiniz ve, “ne güzel bir çocuk! sen bizim için gurur kaynağısın” dersiniz. Ona ayırt edilmesi güç bir ego verirsiniz. Eğer çocuk eve utanç içinde, başarısız becerememiş, sınıfta kalmış olarak gelirse ya da alt sıralarda kalmışsa – o zaman kimse onu takdir etmez ve o da kendisini dışlanmış hisseder. Bir dahaki sefere daha sıkı çalışacaktır çocuk çünkü merkezi sarsıntı hisseder.
Ego her zaman sarsıntıdadır, her zaman beslenmenin peşindedir, yani birisinin takdir etmesi gerekir. bu nedenledir ki sürekli ilgi talep edersiniz.”

Ego dışarıdan beslenir. O dışarısı bir çocuk için ilk aşamada ailesiyse, nasıl olur da başedilir bununla? Bizim ailelerimiz ne yaptı? Sizi bilmem ama benimki bilinçsizce egomu çok zaman büyüttü, küçülttü, ezdi, sızlattı, canavarlaştırdı, şişirdi, susturdu, bağırttı; bir ton tepkime onlardan egoma, egomdan onlara aktı. Elbette bilinçsizce yaşandı bunlar. Ya bilinçli olunsa? Acaba işe yarar mı? Acaba Latince “Ben” anlamına gelen o üç harfli düşman, küçükken beslenemezse, büyüyemeyip, kendi kendini yokeder mi?

Ego çok sinsi; çoğu zaman onun farkında olsanız ve onu reddetmeye kalksanız da sizi ayartıverir. Bildiğin kaltaktır. Şımarır, kıvırır, hayatı zindan eder, bedeni dar eder, insanı maymun eder. Küçük dağları ben yarattım yanılgısını damarlardan zerk eder; ne olduğunu anlamadan sarhoş olursunuz bu yanılsamayla. Atsan atamazsın, satsan satamazsın; karnını ağrıtsa da sıkıştırsa da, gaz gibi çıkarıp, rahatlayamazsın.

Ego haindir. Bilincin boşaltılabilmesini imkansız kılar. İnsanın asıl merkezine giden tüm yolları tıkar. Hayatı akışından çıkartır.

Hayat sırtınızı sıvazlamaz, tokadı basar. Sırtınızı sıvazlayan egodur. Ama eli hayattan ağırdır.Ego yüzünden kendinizi bir bok, tüm dünyayı da emir kulunuz zannedersiniz. Bu yanılgının farkına vardığınız anda çöp öğütme makinesine girmiş gibi olursunuz. Ama insanoğlunun enteresan bir kendini yoktan var etme güdüsü vardır ki: o zaman milyonlara ayrılmış, dağılmış benliğinizi bir çırpıda yapıştırıp; tekrar egonun elini arkanıza alırsınız. Alırsınız da iyi haltedersiniz!

İnsanın en büyük düşmanı kendi fikirleri, kendi  inançları, kendi kendini bilmezliğidir. Yani kendi EGOsudur.

Üç harfli olduğuna bakmayın, eşşek kadardır.

Masumiyeti tekrar kazanmanın tek yolu onu salıvermektir.

Masum bir bebeği ondan korumanın yolu ise, ona egonuzu aktarmamanızdır. Çünkü ego ilk aileden bulaşır….

Peki bu düşmanı kendi benliğinizden nasıl atarsınız? Bu konuda farklı şeyler okudum. Ama son okuduğumu paylaşmak istiyorum. Echart Tolle şöye der:

“Bir gün egomdan kurtulacağım!” Bunu kim söylüyor? Ego! Egodan kurtulmak hiç de öyle büyük bir iş değildir, aksine çok basittir. Bütün yapmanız gereken, kendi düşünce ve duygularınızın farkında olmaktır.”

Yani aslında iş dönüp dolaşıp yine farkındalığa geliyor. Kısaca bu kişisel gelişim işi zor zanaat. Labirent gibi; tam bir aşamayı geçtim diyorsunuz, kendinizi tekrar orada buluveriyorsunuz.  Bu durumu çok da ciddiye almamak lazım. Kimi zaman büyümek adına çırpınırken küçülüverdiğimizi görünce kahkahayı basıvermemiz en iyisi. Yoksa o üç harli canavar uyanıverir, aman diyeyim!

Yahu biz bildiğin Alice Harikalar diyarındayız. Bir küçülüp, bir büyüyoruz. Üstelik bunu pastayla, sihirle falan değil, kendi içimizdeki “BEN” ile yapıyoruz. Alice çıkış yolunu buldu. Ya biz, biz bulabilecek miyiz?

 

 

Reklamlar

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s