Özlem, Rötarlar ve Evli İnsanlar

Standard

Özlem zor zanaat, bense ustası hiç ama hiç değilim.

Antalya’da Dafne’den ayrı geçirdiğim 1 gece benim için hayatımda duyduğum tüm özlemlerin toplamlarının karesini hissetmeme neden oldu. Böylece insanın çocuğunu özlemesinin annesini, kardeşini, sevgilisini yada memleketini özlemesinden daha sarsıcı ve derin olduğunu görmüş oldum. İşte, aldım mı bir ders daha! Bakalım daha neler göreceğiz.

Dönüş yolunda beni THY’nin açık arttırmalı rötarı bekliyormuş da haberim yokmuş! Önce 10 dakika dediler. Sonra oldu mu 20! Derken 30-40-50 şeklinde arttı da arttı. Ama ben soğukkanlılığımı korudum. Eve vardığımda Dafne’nin uyuyor olacağını bildiğimden, çok stres yapmamaya çalıştım. Sonuçta uçağa bindiğimizde, bir yarım saat daha eklendi. Exit ve pencere kenarında oturmayı seçmiştim. Ancak yanıma iki adet seviyesiz kadının oturmasını ben seçmemiştim! Allahım, sen benim sabrımı sınıyorsun, biliyorum! Zaten kızımı özlemişim deli gibi, bir de yanıma tahammül sınırlarını zorlayan 2 kadın konduruyorsun. Ağızlarını gevşete gevşete konuşuyorlar.

“Ay şekerim, bilmemnerden kürk alalım, bilmem nerede takılalım vıdı vıdı”

Tamam, burası beni ilgilendirmez. Sonrasında hostes gelip de yeni rötarı söyleyince, yanımdaki gevşek ağızlar, birden aslan kesilip zavallı kadıncağıza saldırmaya başladılar. Hostese “Gerizekalı” diye bağırmaya başladılar. Hostes, hiç oralı olmadan uzaklaştı. Ama bu sevimsiz kadınlar hakaretlere devam ediyorlar. Bu sırada ben başka şeylere odaklanıp, onları duymamaya çalışıyorum. Koridorun öbür yanında oturan son derece beyefendi bir adam sonunda dayanamadı ve sessiz olmalarını rica etti.

Vay sen misin, onlardan sessizlik bekleyen. Kadın açtı ağzını yumdu gözünü. “Sen kim oluyorsun”la başladı, kulaklarımı tıkayıp duymadığım başka şeylerle bitirdi. Adamcağız seviyesini bozmadı, önüne dönüp laptopunda işini yapmaya devam etti. Bu sefer başladılar benim yanımda “Alıp o bilgisayarı kafasına geçiricem” tipi yerin altı -500 seviyesinde laflar etmeye. Derin nefesler aldım. Ruhumu teskin edip, sakinleştirmeye, hafif alevlenmeye başladığı zaman kontrol altında tutmaya uğraştım. Amaaaaaaaaaa bir tanesi iğrenç bir tonla “Kimsenin rötara laf etmediğine inanamıyorum. Kesin bütün bu insanlar evli, bu yüzden evlerine gitmek istemiyorlar!” deyince, içimdeki sabır yumağı Nirvana gitti, yerine başkaldıran başka bir varlık geliverdi.

“Aaaaa, burada susup duruyorum ama yeter artık, herkesin huzurunu kaçırıyorsunuz” deyiverdim. İşte o anda şenlik başladı, kadın çıldırdı, bana tehditler savurdu. Hostesler geldi. Bütün yolcular ayaklanıp, bunları şikayet etti. Meğer herkes sabrediyormuş. Sonuçta ben yerimin değiştirilmesini talep ettim. Başka yere oturunca resmen uzun zamandır hava almıyormuşum da, ciğerlerime temiz havada en derininden bir nefes bahşedilmiş gibi rahatlamış hissettim.

Sonra o laf çınladı tekrar kulaklarımda: Evli insanlar evlerine gitmek istemiyorlar! A seni saygısız, edepsiz insan evladı! Sen ki muhtemelen kötü bir evlilik yaşamışsın. Yok yok, belki de evde kalmışsın… Bir şekilde huzur, mutluluk bulamamışsın da neden genellersin? Ben orada evime kavusmak, kızıma sarılmak, kocamın boynuna atlamak için sabırsızlanırken, sen geliyorsun beni ve bir uçak dolusu insanı mutsuz olmakla itham ediyorsun. Herkesi, her ilişkiyi, her hayatı aynı kefeye koyup, değeri de budur, yani “yoktur” demekten bir farkı yok bu yaptığının. Hadi hostes kıza, yanında oturan adama yapmışsın terbiyesizlik, zaten orada seviyesizliğini ortaya koymuşsun ama bu lafla hepimizi hedef aldın. Eee, yeter ama, dimi? Kızım sayesinde sabır kübü haline gelmiş, hormonları da durulup bünyesine sonunda rahat vermiş bendenizi bile çileden çıkartmayı başardın!

Tamam, evli insanların hayatında bekar insanlar kadar heyecan ve aksiyon yok. Ama herkes de bunun peşinde değil ki! Aidiyet hissi bazen tüm heyecanlardan daha çekici ve güzel olabiliyor ki bence evliliğin toplumsal bir dayatma olması haricinde kendini önce kabul görür sonra da reddedilemez hale getirmiş olması da bu yüzden. Bir toprağa ait olma, bir topluluğun parçası olma gibi her insanın içinde bir yerlerde birine, birilerine ait olma ihtiyacı yatıyor. Ait olmak “sahip olunmak” anlamına gelmiyor yalnız. O başka bir mevzu. Ait hissetmekte gönüllü bir kendini veriş var; sahipli olmak daha zoraki sanki.

Yani, popoları 12B- 12C koltuklarında konumlanmış olan sayın yalancı sarışın bayanlar, siz bu histen nasiplenemediniz diye, kendinizi bizden daha şanslı yada daha iyi durumda zannetmeyin. Kimbilir şu yerdiğiniz evli bizler gibi olsaydınız, belki daha sabırlı, daha empati sahibi, daha düşünceli olurdunuz!

Neyse ki, uçak yumuşak bir iniş yaptı, yollar da açıktı ve ben kızıma kavuştum. Uykudaydı ama benim için kokusu bile yetti. Onu doyururken, minik minik nefes alıp vermesi, ara sıra durup iç çekmesi tüm yorgunluğumu ve stresimi aldı, götürdü. İşte o zaman, bir kez daha, evime, ait olduğum aileme kavuştuğum için şükrettim. Evim benim toprağım; köklerimi salıp, sarıldığım, beslendiğim, gelişip serpildiğim yegane mekan. Kocam ve kızım ise beni sevgiyle büyüten “su”yum, “güneş”im. Allah kimseyi topraksız, susuz, güneşsiz, haaaa bir de “terbiye”siz bırakmasın:-)

Bir de siz siz olun, uçakta ve trafikte kimse ile tartışmaya girmeyin. Çünkü ikisinde de gözü dönmüş, ne yapacağı, ne diyeceği bilinmez tuhaf insanlar olabilir:-)

Ama bu yazının anafikri bu değil.

Özlem gerçekten zor bir zanaatmış. Allah kimseyi sevdiklerinden ayırmasın….

Reklamlar

3 responses »

  1. Pınar’cım yine harika bir yazı yazmışsın. Zevkle okudum.
    Sana bir soru sormak isterim ki cevabı verirken yüzündeki gülümsemeyi hissediyorum 🙂
    Kocan karşına çıkmadan çok az evvelini düşün :
    Seninde etrafında çok sevdiğin arkadaşlarının ağlayan bebekleri yok muydu?
    Artık uzun süremeyen kahve-sigara muhabbetlerinden kendini yarım hissetmedin mi ?
    Çok yakın arkadaşının kayınvalide ya da eş problemlerini dinlerken “bu ne yaaa” demedin mi ?
    Biz birkaç ay önce neydik şimdi ne anlatıyoruz yaaa diye isyan etmedin mi ?

    Hayat bize her an birşeyler öğretiyor. 60 yaşında da başka şeyler öğrenirken bulacağız kendimizi.
    Bugün kendi canından çıkardığın bir varlık sana sabrı öğretiyor, şaka gibi değil mi 🙂 Mucize bu.

    Hayat hep öğretiyor. Dün çok uzak olduğun bir hayatın bugün taa içinde olabiliyorsun.
    Kimin başına ne gelecek hiiiiç bilemiyorsun. Hayırlısı olsun, zamanlısı, doğrusu diye dualardayım 🙂
    O iki sarışın bayanın da başına neler getirecek hayat kim bilir…Islah etsin Allah diyelim 🙂

    Senin başına bir Dafne gelmiş. Hoş gelmiş. Ehh ne demişler başa gelen çekilir 🙂

    • Hayat evrelerden olusuyor sanirim Caglacim…
      Bazi donum noktlarinda yeni evreye geciyorsun.
      Ilkokula, universiteye baslama, is hayatina atilma, evlenme
      ve cocuk yapma gibi tuslar var kumandanin uzerinde ve onlara
      basinca, hoooop bambaska bir kanaldasin. Bir onceki kanala
      donemiyorsun, dolyisiyla cabucak adapte oluyorsun.
      AMA ne demek istedigini cooook iyi anliyorum. Sizin kanalda
      cocuk seslerinin cok istekle karsilanmadigini biliyorum.
      Cunku bir zamanlar Ben de ordaydim…
      Dogru zaman gelince, bizim kanala gececeksin ve o zaman daha farkli
      olacak Hersey…. Daha iyi yada kotu demiyorum. Sadece farkli:-)
      zaten bu degisik kAnallar olmasa, hayat da pek cekilmez olurdu, oyle degil mi?

  2. İyi, kötü ya da farklı, yeni birşey deneyimlemenin heyecanı hiç eksik olmasın hayatımızdan 🙂

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s