Ve İşte Başlıyoruz…

Standard

Kızım doğduğundan beri kaç aydır blog yazmaya başlamak istiyorum; bir türlü başaramadım! Önceleri Dafne’nin gaz bulutları, sonraları içinde dönüp durduğum lohusalık depresyonu, şimdi de “İşe başlamadan önceki son günlerimde kızımın yanından ayrılmama” sendromu beni hep alıkoydu.  Zaman şimdidir, “Anne Baba ve Çocuk” üçlüsünün hayatıyla ilgili blog yazmak için parmaklarımı hamlıktan kurtarıp, çalıştırmaya başlıyorum! Yaşadığım(ız) ve yaşamakta olduğum(uz) herşeyi kimi zaman örnek, kimi zaman paylaşım, kimi zaman da ibret (!) olsun diye bütün açıkyürekliliğimle yazacağım. Umarım benim paylaştıklarım sizi de kendinizden birşeyler paylaşmaya teşvik eder.  Bir Alman atasözü şöyle der: Paylaşılan sevinç iki kat olur, paylaşılan acı yarıya iner….

Dafne’nin doğumundan beri geçen yaklaşık 4,5 aylık süre benim ruh halimin dansöz gibi oynak olduğu bir dönem oldu. Doğduğunda yaşadığım mutluluk ve rahatlama, ona nasıl bakacağıma dair fikir sahibi olmama, “Ay yıkarken neresinden tutucam”, “Neden ağlıyor, ne yapmam lazım?” gibi imdat çığlıklı soru işaretleri ve uykusuz geceler dolayısıyla bir hafta içinde şekil değiştirdi. Öncelikle Dafne’nin doğumunun bayram dönemine denk gelmesi dolayısıyla, hastanedeki emzirme öğretmekle yükümlü hemşirenin yanımıza gelmemesi, o dönem hayatımı kararttı. Kızım yoğun bir emme içgüdüsüyle doğdu. Öyle ki, ben sezaryen dolayısıyla dikilmekte iken, “Madem annem yok, ben de babamı emerim” mottosuyla, emmeye babasının kıllı kolundan başladı. Kıllı kollarda aradığını bulamayınca, beni görür görmez, ilk iş mememe saldırdı. Bu aslında sevinilecek bir durum. Ancak emzirme konusunda zır cahil olan ben, bıraktım istediği gibi doysun. Bebekler de nasıl emileceğini bilerek doğmuyor ki: Kısa bir süre sonra meme uçlarım yara oldu ve emzirmek bir işkenceye dönüştü. Ağlayarak, hatta resmen tepinerek geçirdiğim emzirme seansları bende korkunç bir suçluluk duygusuna, o da depresyona yol açtı…  

Depresyon sorumlusu tabii ki sadece acı çeken meme uçlarım değil. Malum neye uğradığını şaşıran hormonlar da şaşkınlıklarını ruh halime bolca yansıttılar. Sonuç: Ruh halim bol inişli, az çıkışlı bir tablo sergiler oldu. Öyle ki kayak pistinden iner gibi hızla iniyordum ama çıkmak için tele-siege’de uzunca zaman sıra beklemek zorunda kalıyordum. Ve benim bu halime sevgili kocam da eşlik etmek durumunda kalıyordu. Çünkü inerken düşmeyeyim diye onun elini sıkı sıkı tutuyordum! Zavallıcık, benimle çok indi; neyse ki benden çabuk çıkıp, yukarıdan yanına çıkmam için beni teşvik etti.

Bu HAKSIZLIK! Kimse bana lohusa depresyonundan bahsetmemişti! İşte bu yüzden bu berbat halleri dünyada bir tek ben yaşıyorum sanıyordum. “Demek ki ben anneliğe uygun değilmişim!” diye ağladığım çok zaman oldu. Neyse ki, Dafne’nin kokusu beni bu duygudan çabucak çekip, çıkarıyordu. Ama başka kötü düşünceler gizlice içime sızıp, beni aşağıya çekmeye devam ediyordu. Uzun uzun bunları yazmak istemiyorum ama isteyenlerle daha detaylı paylaşabilirim. Paylaşmak bazen başkalarına büyük yardım oluyor çünkü… Ben bunu çok iyi gördüm bu dönemde…

Sonra birgün bir de baktım, hormonlarım içimde köşe kapmaca oynamayı bırakıp, sakin bir hayat sürmeye karar vermişler. İçimde resmen fırtına sonrası durulmuş, nefis bir hava var. Kalktım, uzun zaman sonra ilk kez aynaya gülümseyerek baktım. Makyaj yaptım, giyindim, süslendim ve Dafne’nin yanına gidip “Kızım, annenin asıl haliyle tanışma vakti” dedim. O gün bugündür yaşamış olduğum o korkunç 3 ayı uzaktan izleyebiliyor ve “vay be! Bunu da atlattık” diyebiliyorum. İnsan dışarıdan bakınca, yaşamak için “içerinin” havası dışında hava barındıran başka atmosferler olduğunu görebiliyor. Yok, içeride kalacağım diye ısrar ederse, hava bittikçe, içi daralıyor da daralıyor.

Memelerimin isyanı bitti. Gaz bulutları Dafne’yi terk eyledi. Dafne gülmeye, kıkırdamaya, tepki vermeye başladı. Tüm bunların sonucu mevsim yaz olduJ Yok yok, yazdan da güzel birşey. Sanırım bunu anlatacak bir mevsim yok bu gezegende… O’na BA-YI-LI-YO-RUM!!! Yok, yok, deliriyorum! Kendini sevgi böceği, sevgi doktoralı profesör, sevgiden sorumlu içişleri bakanı, sevgi mimarı vs sanan ben sevginin asıl hallerine hakim değilmişim. Sevgi, gerçek sevgi, öyle sevgiliye duyulduğu gibi koşullu (O da beni sevmeli!), kıskançlık içerikli (Off, kimse ona bakmasın, o kimseyi görmesin) ve değişken değilmiş. Koşulsuz sevmek insanı en çok geliştiren, büyüten şeymiş ve bu dersi insanın çocuğundan başkası veremezmiş! Ben Dafne’den bu “Sevgi 101” dersini aldığımdan beri, önümüzdeki günlerde kimbilir neler öğreneceğim kızımdan diye dört gözle bekler oldum. Tek ben değilim, bu dersin takipçisi. Babası da bayılıyor yeni öğrendiği bu duyguya! Geceleri Dafne  uyurken, babası ile bazen ona bakıp, birlikte gözyaşı döküyoruz. “Bak bunu biz yarattık” temalı, ego yüklü gözyaşları değil bunlar. “Bu küçücük varlık bize neler öğretti, şükürler olsun” diye dökülen gözyaşları.

 Kızım benim hayatta yaptığım en iyi şey! Ne bitirdiğim iyi okullar, ne yazdıklarım, ne dünyanın dört bir yanına yaptığım seyahatler, ne dünyanın en iyi şirketlerinden birinde verdiğim emek, ne CV’im, ne başka birşeyim.

Büyük işler başarmış gibi bana haz vermiş onlarca şey şimdi Dafne’nin yanında küçücük kalıyor. İçimdeki eksik, hatta belki de tek önemli yeri O tamamladı. Hayatım şimdi bütünlendi.

 Yukarıda yazdıklarım doğumdan beri geçen sürecin ve hislerimin  1/1000 ölçekli haritası aslında . Asıl macera bundan sonra başlıyor. Onun büyürken yaptığı her hareket, mimik, çıkardığı her ses önemli. Malesef ben çalışan bir anne olarak tüm bunlara, yani her detaya hakim olamayacağım. Bu ay sonu işe başlıyorum ve itiraf edeyim: Bir yanım sevinirken, bir yanım korkudan titriyor. Ya Dafne beni unutursa? Ya ona yeteri kadar vakit ayıramazsam? Ya hasta olur da ben yanında olamazsam? Ya kimse ona benim kadar iyi bakamazsa? Binlerce endişe taburlar halinde saldırıyor. Kaç gündür uyku uyumaz oldum.

 Kısaca, anladım ki, çocuk sahibi olunca hayat gizliden gizliye bir endişe yumağı oluveriyormuş. Bu yumağı bir ucundan tutup çözüverecek bir kedi var mı?

Reklamlar

2 responses »

  1. ahh ahh beni neler bekliyor böyle…
    doğum hikayende de gözlerim dolmuştu, şimdi de gözlerim doldu!!!

    sevgiler 🙂

    • Seni çooook güzel şeyler bekliyor… Herkes doğum sonrası depresyonu yaşamıyor, o yüzden benim yazımın o kısmını sadece “uyarı” olarak al.
      Asıl gerisi önemli! Hayatına anlam gelecek… Çoook güzel olacak! Sevgiler

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s